ÇOCUKLARDA ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ

ELİFCAN ÖZTÜRK ( Aile Danışmanı Uzmanı / Psikolog )



Özgüvenin Tanımı

Kişinin kendi değeri hakkındaki subjektif değerlendirmesi; kişinin kendi özelliklerinin ne ölçüde olumlu ya da olumsuz olduğu hakkındaki yorumu. Özgüven hem kişinin kendisine ilişkin düşünceleri (Örnek: Zekiyim, Sevilen bir insanım), hem bu düşüncelerin yol açtığı duyguları(Umutsuzluk, Utanç, Gurur), hem de bu duygu ve düşüncelerin ifadesi olan davranışları (Çekingenlik, Dikkat, İddiacılık) içerir. Özgüveni süreklilik gösteren bir kişilik özelliği olarak ve geçici bir psikolojik durum olarak düşünmek mümkündür. Son olarak, özgüven sınırlı bir alan için geçerli olabileceği gibi (Örnek: Zeytinyağlı sarmayı iyi yapabildiğimi düşünüyorum ve bu becerimle gurur duyuyorum), genel bir kavram olarak da düşünülebilir (Örnek: İyi bir insan olduğumu düşünüyorum ve bu nedenle kendimle her zaman gurur duyuyorum).

Özgüvenin Niteliği

Özgüvenin niteliği (güvenli ya da kırılgan oluşu) niceliğinden (yüksek ya da düşük) oluşundan ayrı bir özelliktir. Özgüven yüksek fakat aynı zamanda kırılgan olabilir (örnek: Narsisizm); düşük fakat aynı zamanda güvenli olması da mümkündür (örnek: alçakgönüllülük). Özgüveninin niteliği farklı şekillerde ölçülmeye çalışılmaktadır; zaman içindeki sürekliliği, çeşitli durumların ortaya çıkışına bağlı olup olmayışı.

İnsan İlişkileri ile İlişkilendirme

1960'lardan 1990'lara kadar ABD'de kabul gören yaygın görüş, özgüvenin öğrencilerin okul başarısında, arkadaşları ile kurdukları ilişkilerde ve ilerdeki yaşamlarında gösterecekleri başarılarda önemli bir etken olduğuydu. Bu nedenle öğrencilerin özgüvenini güçlendirmeye yönelik pek çok program başlatıldı. 1990'lardan itibaren yapılan araştırmalar ise öğrencilerin özgüvenini yükseltmenin okul başarılarına olumlu bir katkısı olmadığı gibi, olumsuz etki yapabileceğini gösterdi.

Saldırganlık - kabadayılık ile özgüven arasındaki ilişkiyi araştıran son çalışmalar da gençlerde özgüveni geliştirmenin faydası ile ilgili mitlerin yıkılmasına yol açmıştır. Önceleri, insan ilişkilerinde saldırganca davranışların kaynağının saldırgan bireylerdeki özgüven eksikliği olduğu düşünülmekteydi, ancak bu düşünceyi destekleyecek kontrollü deneyler bulunmamaktaydı. 2000'li yıllarda Baumeister ve arkadaşları tarafından yapılan psikolojik deneyler, saldırganlığın asıl kaynağının hak edilmemiş yüksek özgüven olduğunu göstermiştir. Saldırganca davranışlar sergilemiş suçluların çoğu kendilerini diğer insanlardan üstün kabul ederler ve saldırganlıklarının mazereti pek çok kez kendilerini hakarete uğramış, aşağılanmış hissetmeleridir. Sokak çetelerinin üyeleri genelde kendileri hakkında olumlu düşüncelere sahip olduklarını ifade ederler ve kendileri hakkındaki bu olumlu düşünceleri sarsacak şekilde davranan oldu mu saldırganlıkla karşılık verirler. Okullardaki zorba çocuklarların kendilerini diğerlerinden üstün gördükleri; düşük özgüvenli çocukların zorba olanlar değil, genellikle zorbalıklara kurban giden çocuklar oldukları bulunmuştur (Baumeister, 2001). 

Çocuklarda Özgüven Eksikliği

Günümüzde başarılı kişilere bakıldığında başarılarının en önemli faktörlerinden birisinin aile desteği olduğu görülmektedir. Fırsat verilen çocuk kendini ifade edebilmektedir. Herhangi bir yolla, ister sanatın bir dalı, ister spor ya da herhangi dikkat çekici bir faaliyet çocuk tarafından keşfedildiğinde aile bunu desteklemelidir. Çocuğa hangi renk giymek istediği, ne yemek istediği, ne görmekten, izlemekten hoşlanacağını sormak küçük şeyler gibi gözükse de aslında onun kendine güven duygusu geliştirmesini sağlayacak en büyük katkılardan biridir. Özgüven kendimize yönelik iyi duygular geliştirmemiz sonucu, kendimizi iyi hissetmemiz demektir. Kendimiz olmaktan memnun olmak ve bunun sonucu olarak kendimiz ve çevremizle barışık olmaktır. Kendimize yönelik iyi duygularımız bebeklik döneminde gelişmeye başlar. Hatta bazı düşünürlere göre özgüven anne karnındayken başlamaktadır. Şöyle ki, annenin bebeğiyle kurduğu ilk iletişim, bebeğin kendine olan özgüven duygusu geliştirmesine yol açmaktadır. Kendisi için bir takım şeyler yapıldığını anneyle olan iletişimi sayesinde anlayan bebek, kişilik yapısının ilk temellerini anne karnında atmaktadır. Daha sonraları ilk bebeklik dönemlerinde çocuğa gerekli olan öz bakımı doğru bir şekilde uygulamak, en temel gereksinim olan sevgiyi doğru ve dozunda vermek, çeşitli aktivitelerle (jimnastik, müzik) onunla iletişim kurmaya çalıştığınızı göstermek, bebeğe onun önemsendiği ve dikkate alındığı duygusunu aşılamaktadır.

Çocuk her şekle girmeye hazır bir hamur gibidir. Vereceğiniz her bilgiyi, konuşulanı, tartışılanı hemen alır ve sentezler. Bu yüzden çocuklarla fikir paylaşımı yapılmalı, onların zevk alabileceği başarılı olabileceği alanlar ortak olarak keşfedilmelidir. Ne yapacağını, neden zevk aldığını gören hedefleri olan çocuklar kendilerine güven sorunu yaşamazlar. Ailelerin yapması gereken çocuklarının başarılarında başarısızlıklarında onların arkalarında durmaları ve çocuklarına, onları koşulsuz sevdiklerini göstermektir. Bir çocuk ancak ve ancak sevildiğini görür ve anlarsa, kendi geleceği için önemli adımlar atabilir ve karşılaşacağı gündelik sorunlar ya da büyük problemler karşısında kendisine olan özgüveni sayesinde çeşitli problem çözme yöntemleri geliştirebilir. 

Scroll to Top