YETİŞKİNLERDE YAS DANIŞMANLIĞI

ZEHRA ORGUN ( Uzman Klinik Psikolog )



Yas Tutmak Bir Hastalık mıdır?

Bağ kurulan kişinin kaybının arkasından farklı derecelerde de olsa yas tuttuğu hakkında kanıtlar vardır. Yasın yansıtılma süreci kişinin içinde bulunduğu sosyal-kültürel ortama göre değişse de ciddi bir yaralanma ya da  yanma fizyolojik olarak ne kadar travmatikse sevilen birinin kaybı da psikolojik olarak aynı derecede travmatiktir.  Tıpkı fiziksel yaralanmaların bedenin homeostatik dengesini sağlaması için iyileşme sürecinin sancılı ve zaman gerektiren bir süreç olduğu gibi, yas tutanın da denge durumuna dönmesi için belli bir sürece ihtiyacı vardır. Dolayısıyla yas süreci iyileşme sürecinin bir parçasıdır. Yara iyileşmesinde olduğu gibi tamamen bir iyileşme ya da yetersiz iz kalıcı bir iyileşme de olabilir.

Yas Tutmak Gerekli midir ?

Tıpkı fiziksel yaralanma durumunda kişinin yarasını görmezden gelmesi veya kabullenememesinin ileride daha büyük bir fiziksel soruna dönüşmesine neden  olduğu gibi, bağ kurulan ve sevilen birinin kaybı ile yaşanılacak yasın şiddetinden korkan kişinin duygularını bastırması ya da kaybı kabullenememesi daha şiddetli psikolojik strese neden olabilir. Bazı durumlarda kişi kaybı ile vedalaşamazken bazı kişiler en başta kaybı kabullenmez veya görmezden gelebilir. Kişinin herhangi bir kayıp yaşadığında denge durumuna (kayba uyum sağlama )  yeniden dönmesi için tamamlaması gereken belli yas aşamaları vardır. Bu aşamaların her zaman belirli bir sırayı izlemesi gerekmediği halde tanımlanırken sırayla verilmiştir. Tamamlanmayan yas aşamaları kişinin ruhsal gelişimini olumsuz etkiler ve tamamen iyileşmemiş bir yaraya benzer. Dolayısıyla “Evet “ yas tutmak gerekli bir süreçtir.

Yas Sürecinin Dört Görevi

Kayıp gerçeğini kabul etmek

Yas sürecinde tamamlanması gereken ilk aşama , o kişinin öldüğü , gittiği, ve bir daha geri dönmeyeceği gerçeği ile yüz yüze gelmektir. Bağlanma kuramının bahsettiği arama davranışı bu aşama ile ilgilidir. Kayıp yaşamış pek çok kişi kendini kaybedilen kişiyi çağırıyorken bulur veya etrafındaki kişileri kaybettikleri kişiye benzetirler. Her an tekrar kayıp kişi gelebilecekmiş hissedebilirler. Kayıp gerçeği kabul edilmediği zaman bir tür “inkar” yadsınır. Bazı kişiler ölümün gerçekliğine inanmaktan vazgeçip yas tutma sürecinin birinci aşamasına takılırlar. Kayıp gerçeğinin kabul edilmesi hafif bir çarpıtmadan sanrı düzeyine kadar farklı derecelerde görülebilir. Örneğin; ölen kişi geri döndüğünde eşyalarını bulsun diye eşyaları, odası korunur ve saklanır.

İnsanların kayıp gerçeğinden kendilerini korumalarının bir başka yolu ise kaybın önemini inkar etmektir. “İyi bir baba değildi”, “Aramız iyi değildi zaten” gibi ifadeler kullanabilir. Bazı durumlarda kaybın gerçekliğini hatırlatacak ve onları kayıp ile yüzleştirecek her şey atılabilir.

Kaybı inkar etmenin bir başka yolu ise seçici unutmaktır. Genelde küçükken kayıp yaşayan kişiler büyüdüklerinde kayıp gerçeğini zihinden çıkarmak için kaybı unutmuş olabilir Oysa kaybedilen kişi ile fiziksel bağ az olmuş olsa da kaybın rolünün de kaybolması kişi için bir kayıptır. Örneğin küçükken annesini kaybeden biri annesini unutarak kayıp gerçeğini zihninden çıkarabilir ya da “Hiç paylaşımımız olmadı ki neyi kaybetmiş olayım” diyebilir ancak bu durumda yine rol ve ilişki kaybı vardır. Anne rolü kaybı hayatında hep var olacaktır.

Ölümün gerçekliğini inkar için kullanılan bir diğer yol spritualizmdir. Ölen kişi ile yeniden birleşme umudu başlangıçta normal bir süreçtir ancak sürekli böyle bir umut içerisinde olmak kişi için sağlıklı değildir.

Kaybın gerçekliği karşısında duyulan öfkenin yitirilmiş bağ kurulan nesneye, kendisine, kaybın nedenlerine hatta baş sağlığı dileyen kişilere yönlendirilmesi olağandır. Cenaze, baş sağlığı, kültürümüzdeki mevlit okutma gibi dini ritüeller kaybın gerçekliğinin hatırlatılması anlamında pekiştiricidir. Bu açıdan ani ölümlerde veya ölen kişinin bedeninin ya da cenazesisinin görülmediği durumlarda kabullenme süreci daha zor olabilir.

Yasın Acısı Üzerine Çalışmak

Kişinin kaybın acısını fark etmesi, kabullenmesi ve üzerine çalışması gerekir. Herkes acıyı aynı yoğunlukta ve aynı tepkilerle yaşamayabilir ancak derinden bağlı olunan bir kişinin kaybı sonrası acı duymamak da imkansızdır. Çevre ve kişi arasındaki etkileşim yasın bu sürecini zorlaştıran bir etken olabilir. Bazı toplumlarda yasa izin vermek hastalıklı , moral bozucu olarak görülmektedir. Arkadaşlar ya da yakınların kişiyi acıdan uzak tutma çabası olabilir.

Bazen insanlar kaybın neden olduğu acıyı hissetmemek için düşünce durdurma yöntemleri, hissizleşebilir. Ölen kişiyi idealize etmek, onu anımsatan şeylerden uzak durmak, alkol ya da ilaç kullanmak insanların ikinci aşamayı tamamlamasına engel olabilir. Örneğin; İntihar ile kaybedilen bir kaybın sonrasında “O şimdi daha iyi bir yerde ve acılarından kurtuldu “ diyerek acıyı azaltmaya çalışarak bırakılıp gidilmeye karşı hissedilen öfkeyi bastırmaya neden olabilir. Yas süreci temel ve gerçek duygunun yaşanılması ile sağlıklı tamamlanabilir.

Kaybedilen Kişinin Bulunmadığı Bir Ortama Uyum Sağlamak

Bu aşama kaybedilen kişi ile kurulan ilişkiye ve ölenin geride kalan kişinin hayatındaki rolüne göre farklı şeyler ifade edebilir. Genellikle kaybedilen kişinin rolü kayıptan belli bir zaman geçene kadar ortaya çıkmaz. Yas tutan kişi kaybın daha önce onun hayatında oynadığı rolün kaybına uyum sağlamalıdır. Bu uyum süreci kişinin kendi benlik algısında da değişimler getirebilir. Kişi daha yetersiz, çaresiz, yıkılmış ve çocuk gibi hissettiği yoğun bir regresyon yaşayabilir. Ayrıca ölümün neden olduğu kayıp kişinin yaşama ait değerlerini, yaşam felsefesini de değiştirebilir ve yaşamları üzerindeki kontrol duygusunu kaybetmiş hissettirebilir.

Bu aşamanın tamamlanmaması sonucu kayba uyum sağlayamayan kişiler kendi çaresizlikleri üzerine konsantre olup, başa çıkma içi gerekli becerileri geliştirmeyebilirler.

Öleni Duygusal Olarak Yeni Bir Yere Yerleştirerek, Yaşama Devam Etme

Bu süreç duygusal enerjiyi ölenden geri çekmek ve bunu başka bir ilişkiye yatırma sürecidir. Yaşayan ve geride kalan kişinin umutlarını ve anılarını ölüden ayırmasıdır (Freud,1913). Bu açıklama kaybı unutmakla karıştırılabilir oysa yas danışmanlığının görevi geride kalan kişinin kaybını, öleni unutmasına yardım etmek değil, duygusal dünyasında ölen kişiye uygun bir yer bulmasına dolayısıyla geriye kalan yaşamını etkin bir biçimde sürdürmesine yardım etmektir. Bu aşamanın tamamlanmasını engelleyen genellikler yeni bağlar kuramamak değil eski bağı bırakamamaktır. Bu süreç sonunda kişi “Sevebileceğim yeni kişiler var ancak bu kaybettiğim eşimi sevmediğim anlamına gelmez “ diyebilmelidir.

Yas Sürecindeki Duygular

Üzüntü: Her zaman ağlama ile birlikte görülmesi gerekmez ancak genellikle böyledir.

Öfke: İki kaynağı vardır: Ölümü önlemek için yapabilecek hiç bir şeyin olmadığının fark edilmesi sonucu yaşanılan engellenme ve kontrolsüzlük hissi; Yakın birinin kaybı ardından yaşanan regresif yaşantı. Burada en tehlikeli durum öfkenin kişinin kendi benliğine yöneltilmesidir.

Suçluluk: Genellikle akla uygun değildir, tekrar değerlendirildiği zaman azalır.

Bunaltı: Güvensizlik duygusundan panik atağa kadar şiddetlenebilir.

Yalnızlık, Yorgunluk, Çaresizlik, Şok, Özlem, Uyuşukluk  

Bu duyguları ile baş edemeyen ve günlük hayatına dönemeyen, yaşanılmamış ya da yarıda bırakılmış yasları olan kişilerin psikoterapi ile destek alması önerilmektedir. Bu süreçte danışana;

  • Geride kalan kişinin kaybın gerçek olduğunu anlaması
  • Kişinin duygularını tanıması ve bunları ifade etmesine yardımcı olma
  • Kişinin yaşama devam edebilmesine yardımcı olmak
  • Yas için zaman sağlanması
  • “Normal” davranışların yorumlanması
  • Bireysel farklılıklara izin verilmesi
  • Savunma ve baş etme yöntemlerinin incelenmesi
  • Patolojilerin saptanması ve danışılması gibi alanlarda  aralıksız destek verilmesi gerekebilir.

Öneri Filmler: Terapist (Shrink)  , Bir varmış bir yokmuş, Aşkın Gücü (What dreams may come)

Scroll to Top